Anasayfa / Sadece mutlu çocuk sağlıklı olabilir

Sadece mutlu çocuk sağlıklı olabilir

Sadece mutlu çocuk sağlıklı olabilir

Tıp fakültesinden mezun olup aile hekimliği üzerine ihtisas yaptığım yıllardı. Bir hastanenin çocuk kliniğinde çalışırken, onunla karşılaştım. 7 yaşlarındaki kız çocuğu, şiddetli öksürük, balgam ve solunum sıkıntısı çekiyordu.

Hemen hastaneye yatırdık, bir sürü iğne ve şurupla tedaviye başladık, 10-15 gün sonra çocuğu iyileştirerek taburcu ettik. Aradan bir ay geçmemişti ki aynı çocuk, aynı sorunla yeniden karşıma geldi. Onu öksürüğünden tanımıştım ama adının Damla olduğunu annesi hatırlattı. Yeniden hastaneye yatırdık, aynı tedaviyi uyguladık ve yine iyileştirerek evine gönderdik.

Damla çocuk kliniğinde çalıştığım 9 aylık süre boyunca 8-9 kere karşıma geldi. Her iyileştiğinde gözlerinde aynı sevinci, yeniden hastalandığında aynı hayal kırıklığını gördüm. Üçüncü gelişinden sonra; “Bu çocuk neden her ay hastalanıyor?” sorusu dilimin ucuna kadar geldi ama soramadım. Çünkü Damla’yı iyileştirmek için bu sorunun peşine düşüp, hastalığını tetikleyen nedeni bulmak zorundaydım.

Özgeçmiş için tıklayın.

Her hastaya en fazla 5 dakika ayırabildiğim hastane koşullarında, hayatlarını nasıl öğrenebilirdim?

Damla’nın hastalığını izlemek, hayatımın akışını değiştirdi diyebilirim. Öncelikle çocuk dünyasının ne kadar özgün ve hassas olduğunu keşfettim. Onları tanıdıkça daha çok sevdim, sevdikçe saygım daha da arttı ve uzmanlık tercihimi ‘çocuk hekimi’ olarak değiştirdim. Bundan sonra onlara ayırdığım zamanı, ‘dakika, saat…’ gibi niceliksel değerlerle ölçemezdim ve ihtisasımı tamamlar tamamlamaz, hastaneden ayrılıp kendi muayenehanemi açtım.

Artık kendi muayenehanemde Damlalara, Berkelere, Çağrılara, Ezgilere daha kaliteli zaman ayırabilir ve tüm soruların peşine düşebilirdim.

Ve sorun olarak gördüğüm her sorunun peşine düştüm… Ailesinden okuluna, arkadaşlarından sevdiği beslediği hayvanlara, evinden odasına, sağlıklı büyüme sürecinden düşlerine kadar bütün varoluşlarını dikkatle dinledim ve izledim. Böylece “her bebekte olur” denilen kusma, kabızlık gibi sağlık sorunlarının, yıllar sonra ne kadar önemli bilgiler olduğunu gördüm.

Birçok hastalığın teşhisini bu bilgiler sayesinde koydum ve bugünkü sorunun cevabının geçmişte saklı olduğunu keşfettim.

Bu durum beni hem sevindirdi hem de üzdü. Sevindirdi; çünkü bu bilgiler sayesinde hastalığın sadece belirtilerini tedavi etmek yerine, hastalığa zemin hazırlayan etkeni ortadan kaldırarak, tekrarlanmasını önledim. Üzdü; çünkü bugüne kadar pek çok çocuğun gereksiz ilaç yüklenerek büyüdüğünü gördüm.

Oysa ne sevince ne de üzüntüye vaktimiz vardı… Gelecek nesillerin sağlığı için bir an evvel kolları sıvayıp, farklı çözümler üretmeliydim. Üstelik bu sürecin başrol oyuncuları çocuklar olmalıydı.

Tedavinin kalıcılığı ve geleceğin büyüklerinin sağlıklı nesiller kurabilmesi için çocuklar da çözüm sürecine katılmalıydı.

Oysa bize öğretilen bu değildi. Bizim bildiğimiz çocuklar ailelerinin bir parçası olup, kendi kararlarını kendilerinin vermelerinden söz bile edilemezdi. Karnının ne zaman acıkacağından hangi mesleği seçeceğine kadar çocuğun bugünü ve yarınıyla ilgili bütün kararlarda tek yetkili merci, ailelerdi! Buna rağmen her ailenin gönlünde özgüvenli, kendi ayakları üstünde durabilen, bağımsız bireyler yatıyordu!

Tıp camiası da bu sessiz yasayı benimsemiş, çocuktan çok aileyi memnun edecek bir yaklaşım sergiliyordu. Aile muhatap alınıyor, çocuğun hastalığıyla ilgili bilgi ve tedavi seçenekleri aileye sunuluyordu.

Ben çocuğu muhatap aldım ve onların sorumluluklarının bilincine varan bağımsız birey olabilmesi için ‘çocuk odaklı’ yaklaşımı benimsedim.

“Bir çocuğu nasıl mutlu edebilirim?” diye düşündüm ve muayenehanemi ‘çocuk memnuniyeti’ üzerine tasarladım.

Çocukların sağlık sorunları, onları tamir edilecek bir alet gibi görerek çözülmüyordu. Sevildikleri, önemsendikleri, en önemlisi de eğlenebilecekleri bir muayenehane ortamında, kendilerini özgürce ifade edebilmeli, kendi sağlık sorunlarına sahip çıkabilmeyi öğrenmeliydiler. Bu da ancak evrensel çocuk dili olan ‘oyun’la mümkündü.

Hastalarım koşarak geldikleri muayenehanede daha kapıda karşılanmalı, pedagoji eğitimi almış personelle oyun oynarken, muayeneye hazırlanmalıydı. İşe personelimden başladım. Titiz bir elemeden sonra çocukları seven, onların dünyasına benim kadar saygıyla yaklaşan personelle birlikte yola koyuldum.

Sağlık sorunlarına sahip çıkan, tercihlerinin sorumluluklarına katlanan, bağımsız ve sağlıklı çocuklarla ödüllendirildim.

Çocuk doktorluğu zor olmakla birlikte, son derece zevkli bir meslek… Öykülerini dikkatle dinlediğim çocuklar, kendi ayakları üzerinde durabilen, özgüvenli, bağımsız bireyler olarak yetişerek ödülümü verdiler.

Şimdi çocuk doktoru ve bir yetişkin olarak ‘çocuk memnuniyeti’ üzerine kurduğum muayenehane ortamında, onların sağlıklarının yanı sıra katkıda bulunduğuma inandığım kişisel gelişimlerini gururla izliyorum.

error: Content is protected !!